İranlı bir köle, Hz. Ömer (ra) namaz kılarken sırtından hançerlemişti. Hz. Ömer (ra), namazını tamamlamak için belini dogrultmaya çalışıyordu. Yanındakiler, “Sen namaz kılamazsın. ” dedikçe, o “namaz” diyor, Rabbine “namaz” diyerek yürüyordu. Kendini kaybetmeye başlamıştı. Adeta komaya girmişti. Uyandırmaya çalışıyorlar, bir türlü başarılı olamıyorlardı. Bir ara içeriye ashabın gençlerinden birisi girdi. “Emir-ül Mü'minin'i uyandiramiyoruz!” dedi. Yaşı gençti ama Hz. Ömer'i (ra) çok iyi anlamıştı: Emir-ül Mü'minini namaza çağırın, dedi. Birisi, ağzını kulağına doğru yaklaştırdı: “Namaza ey mü'minlerin emiri!” diyordu. Bıçak keser, ateş yakar, su ıslatır, Hz. Ömer (ra) namaza çağrılınca kalkardı. Uyuyan ve birkaç defa çağrıldıktan sonra “geliyorum!” diyen bir insanın telaşıyla: “Tamam şimdi kalktım!” diyerek doğrulmaya çalıştı. Bu hikâyede vurgulanmak istenen düşünce aşagidakilerden hangisidir?
“İlan etmek, çağrıda bulunmak ve davet etmek” manalarına gelen ezan, namaz vaktinin başladığını belirtir. İslam'ın ilk dönemlerinde ortaya çıkış süreci ise şöyle olmuştur: Mekke'de iken tüm Müslümanlar için namaz emri gelmişti, ancak Mekke'de namaza çağrı için özel herhangi bir metot uygulanmıyordu. Medine'ye hicretten sonra da ilk ezan okunana kadar, Medine'deki Mescid-i Nebevi'nin önünde Müslümanlar “eş-Salâh, eş-Salâh” (Namaza, namaza) çağrıları ile namaza davet ediliyordu. Müslüman nüfus çoğaldıkça bu çağrının başka bir şekilde yapılması ihtiyacı ortaya çıktı. İlginçtir ki, ilk Müslümanlar namaza çağırmayı, Hristiyan, Yahudi ve Mecüsilerin kendi ibadetlerine çağrı yaptıkları gibi yapmayı önermiş, fakat Hz. Muhammed (sav) buna müsaade etmemiştir. Bu metinden ezanla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?