Bir insan “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazaret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır.
Bu bilgiye göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) İnsanlar kaderi bahane ederek kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. B) Kader iç yüzünü ancak Allah’ın bileceği, mutlak ve kesin bir biçimce çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilahi sırdır. C) Allah, insanları hür iradeleriyle seçenekleri şeylerin nerede ve ne şekilde seçileceğini ezeli yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir. D) Allah’ın ilmi kulun seçimine bağlı olup, Allah’ın ezeli manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur.
Sabır, saptırıcı engellere karşı doğru olan şey üzerinde ısrar etmek, sapmamak, dayanmak anlamına gelir. Sevgili Peygamberimiz sabırlı olma konusunda da biz Müslümanlara örnektir. O, İslam’ı duyurmak için gittiği Taif’te, putperestlerin taşlamalarına’ maruz kaldığı zamanda ümitsizliğe düşüp yolundan dönmediği gibi, Müslümanların refah ve zenginliğe kavuştukları, Arabistan’ın önemli bir bölümünü hakimiyetleri altına aldıkları dönemlerinde de asla yolunu değiştirmemiş, sürekli aynı yönde hareket etmiştir.
Allah’ın Peygamberimize ve onunla beraber olan Müslümanlara sık sık sabırlı olmalarını ve asla ümitsizliğe kapılmamalarını öğütlediği ayetler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
A) “Ey İman edenler, sabretmek ve namaz kılmakla Allah ‘tan yardım dileyin; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara suresi, 153. ayet) B) “Cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin ; eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka insanların en üstünü olursunuz.” (Al-i İmran suresi, 139. ayet) C) “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.” (Bakara suresi, 155. ayet) D) “Onlara (azap olarak) vadettiklerimizden bir kısmını sana göstersek de, senin hayatına son versek de, sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir.” (Ra’d suresi, 40. ayet)