Aşağıdakilerden hangisi bir düşünce yazısından alınmış olamaz?
A) Medya söylemi türü olan gazete köşe yazıları, söylemi kitleleri etkileme ya da ikna etme amacı taşımaktadır. Köşe yazarları dünyada olup bitenlere ilişkin bilgi verirken, olayları yorumlarken kendilerinin fikirleri çerçevesinde açık ya da örtük olarak belirli dilsel seçimler yapmakta, tutum ve yargılarını ifade etmektedir. B) Bilge Kağan ve Kültiğin kardeşler ile vezirleri Tonyukuk, “dünya üzerinden Türk'ün adı, sanı yok olmasın diye” 8. yüzyılda, Türk dilinin, Türkçe ilk yazılı kaynağı olan “Orhun Âbideleri”ni yontturur. Türk adı, ilk defa bu taşlarda Türkçe olarak yer alır. Bu âbideler, Türk dilinin köklü bir dil olduğunun en önemli göstergesidir. C) Son günlerde televizyonlardan radyolara, gazetelerden dergilere, ilâç prospektüslerinden imtihan kılavuzlarına, broşürlerden ders kitaplarına, vitrin yazılarından duvar afişlerine varıncaya kadar her yerde yanlış kullanılışına şahit olduğum “neden” üzerinde durmak istiyorum. Bu kelimenin yanlış kullanılışıyla ilgili olarak daha önce de birçok yazı kaleme alınmıştı. D) Kadıköy İskele Meydanı'na çıkan minik sokaklardan birinden yürüyerek denizin ve göğün, o bildik, kollarını açmış sonsuz ferahlığına ulaşmaya çalışıyordum. Marmara'dan, hiç değilse boğazın altın boynuzundan koşup gelen rüzgârlarla kucaklaşmayı umarak adımlarımı hızlandırdım. Meydana vardığımda, saatlerdir gördüğüm manzara sıcak bir hançer gibi gözlerime saplandı.
Aşağıda deneme ve sohbet hakkında bazı bilgiler verilmiştir:
Buna göre aşağıdaki metinlerden hangisi sohbet türüne bir örnektir? A) Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı, iyi tarafını da kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendini olduğundan az göstermek tevazu değil, budalalıktir; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. B) Kendinden söz etmeyi kötü görmek, yasak etmek âdet olmuştur çünkü kendinden söz etmek her zaman kendini övmek gibi görünür, kendini övmekse herkesin zıddına gider. Ama kendinden söz etmeyi yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur. C) Bir yazar, “Herkes kendisi için bir derstir.” demiş; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum. Ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş yapmıyorum. Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı olabilir. D) “Şiir nedir?” diye soruyorsunuz. Edebiyat yapmayı, büyük söz etmeyi sevenler için şiir ne değildir ki! Şiir bir çığlıktır, bir ilanıaşktır, sallanan bir yumruktur, bir umuttur, bir kurtuluştur. Kuşkusuz, bunların hepsi şiirde olabilir fakat bunlar nesirde de olan şeylerdir. Şiirin ne olduğunu anlayabilmeniz için onu nesirden ayıran özellikleri aramanız, onlar üzerinde durmanız daha doğru olur sanıyorum.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi bir düşünce yazısından alınmış olamaz? A) Asık suratlı insanlardan hoşlanır mısınız, desem tabii bana gülersiniz. Zaten ben de biraz gülmeniz için söze böyle başladım. Güler yüze ve gülmeye dair olan bu konuşmayı asık suratla dinlemenizi istemem tabii. Konuşurken söze başladığınız sırada karşınızdakinin kaşlarını çattığını, asık bir suratla sizi dinlediğini görürseniz konuşma hevesiniz kırılır. Lafı kısa kesip bu tatsız sohbeti bir an önce bitirmeye bakarsınız. B) Filozof Alain, hiddetin bir hastalık olduğunu söyler. Hem de hiddeti öksürüğe benzetir. Nasıl öksürük bir gıcıkla gelirse hiddet de öyledir. Bir kere başladı mı bir kere ile kalmaz; ikide bir öksürdüğünüz gibi ikide bir de hiddetlenir, sağa sola çatarsınız. Bu hastalığın bir tek tedavisi vardır. O da gülmeye alışmaktır. C) Soğuğa dayanmanın en emin çaresi soğuğu sevmektir, derler. Gerçekten insan soğuğu aradığı zaman, ne kadar şiddetli olursa olsun, etkilenmez. Sıcacık şehir dururken karlı dağlara çıkanlar, vaktinden önce kışı arayanlar vardır. Karların içinde, gömleklerini de çıkararak bir pantolonla âdeta çıplak gezerler. Soğuk, sıfırın çok altında olduğu hâlde onları üşütmez. Soğuğu sevdikleri için ona seve seve dayanırlar. Hayata dayanmanın en emin çaresi de hayatı sevmektir. D) “Evde misin?” diyebildim. İsteksizce başını salladı, geriye çekildi. Dönmek geçti içimden. Girdim, donuk, küflü ışıkta ayakkabılarımın yanlarındaki sıvaşık çamurları gördüm. Eğildim, bağlarını çözmeğe başladım. “Çıkarma!” demesini bekledim, demedi. Çıkardım, bir kenara çektim, ağırdılar. Islaktı çoraplarım. Taşların soğuğu ıslakça ayaklarımdaydı. “Terlik yok mu?” derken “Yok!” diyeceğini biliyordum.