18. yüzyıl felsefesinde bilginin kaynağı üzerine yapılan tartışmalar, özellikle felsefenin iki ana akımı olan rasyonalizm ve empirizm üzerinden temellendirilir. Rasyonalizm, bilginin hiçbir deneye ve gözleme dayanmayan salt akılla oluştuğunu belirtirken, empirizm bilginin deneyden çıkan ve deneye bağlı olandan oluştuğunu ileri sürer. Bu iki görüşü uzlaştırmaya çalışan kritisizm görüşü ise bilginin akıl ve deneyle oluştuğu görüşündedir. Aşağıdakilerden hangisi parçada verilen görüşlerden herhangi birine uygun değildir ?
A) Descartes, kendisinden asla şüphe duyulmayacak ve başka bilgilere de temel olabilecek açık seçik bilgi arar. Metodik bir şüpheciliği benimseyen Descartes, “Düşünüyorum, o hâlde varım.” önermesine ulaştığında kesin bilginin kaynağına da ulaşmıştır. B) J. Locke, insanın duyu organları vasıtasıyla kendi zihninin dışında bulunan dış dünyadan bir takım izlenimleri ve bu izlenimlerden oluşan fikirleri tasarlayarak bilgi edindiğini savunur. Ona göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır. C) Hegel, varlığın ve bilginin yasalarına diyalektik yasalar ismini vermiştir. Ona göre hareketin ve yaşamın temelinde çelişme ve değişme vardır. Bunu da tez, antitez ve sentez kavramlarıyla açıklar. Bu açılımın sonunda da varlık, ”Mutlak Ruh” ismini verdiği sonsuz varlığa yönelir. Böylelikle Hegel, idea gelişim aşamasını tamamlayarak varlık dünyasını düşünsel bir şekilde kavramış olur. Ona göre akılsal olan gerçek, gerçek olan ise akılsal olandır. D) Kant’a göre zihnin listeleyen, kodlayan ve dünyadan anlam çıkaran “kavram kategorileri” vardır. Bu nokta da Kant, “Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür.” der. E) W. James’e göre gerçeklik ve doğruluk insanın bakış açısından, kanaatlerinden, dolayısıyla da eylemlerinden bağımsız değildir. Bundan dolayı W. James gerçeklik, doğruluk ve insan eylemlerinin sonuçlarını, sağladığı başarı ve yararla değerlendirir.
- Bir sofist, ruhun beslenmesi için gerekli zahireyi satan bir çeşit tacir değil midir? Bence öyledir. - Ama ruh neyle beslenir Sokrates? - Sanırım bilimlerle; bu yüzden dostum, Sofistin malını överken, beden besinlerini alıp satan toptancılar, perakendeciler gibi bizi aldatmasından çekinmeliyiz. Gerçekten de tüccarlar, sattıkları zahirenin bedene yararlı mı zararlı mı olduğunu bilmez, gene de onları övmekten geri kalmazlar; alıcılar da, beden eğitimi öğretmeni ya da hekim değillerse, onlar da fazla bilmezler bunu. Toptan ya da perakende bilgi satmak için şehir şehir dolaşanların durumu da aynıdır; sattıkları her şeyi, meslekten olmayanlara övmek fırsatını hiç kaçırmazlar. Sen bu mallar içinde daha yararlı ya da zararlı olanları ayırt edebiliyorsan, Protagoras ya da bir başkasından korkmadan bilgi satın alabilirsin; yok ayırt edemiyorsan, en değerli şeyini bir zar atışına bağlamaktan çekin, sevgili delikanlı; bilgi satın almak, besin satın almaktan çok daha tehlikelidir çünkü. Bu diyalogda anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kişinin bilgi edinme sürecinde yararlı ve zararlı olan hakkında bilinç sahibi olması gerekir. B) Doğru bilgiye ulaşmak için deneyim yeterlidir. C) Sofistler, bilginin akıl ile değerlendirilerek benimsenmesini salık vermektedir. D) Bilgi insana doğuşunda ikram edilmiş değerli bir şeydir. E) Daha yararlı ya da zararlı olan bilgiye güçlü hitabetle erişilmektedir.